g etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
g etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Groupama, mesajlaşma projesini dış kaynak kullanımı ile yürütmeye ve işe özel acenteleri ile başlamaya karar verdi. Microsoft teknolojilerinin mesajlaşma alanındaki yaygın ve kolay kullanım özelliklerini güvenli kurumsal çözümleriyle birleştirmesi,teknoloji seçiminde Microsoft’un Hosted Exchange Server hizmetini öne çıkardı.
Bu doğrultuda, küresel bir kuruluş olan Microsoft çözüm ortağı Softcom Bilişim’den Hosted Exchange Server hizmeti satın alan
Groupama, ilk etapta 2500 kullanıcıyı sisteme dahil etti ve basit, pratik, ekonomik, güvenli, kurumsal, geliştirilebilir, yatırımyapmaya ve insan kaynağı ayırmaya gerek olmayan, daima en yüksek yazılım vedonanım teknolojilerini barındıran bir mesajlaşma sistemine kavuştu.

Durum

Kökleri 1959 yılına dayanan ve T.C. Ziraat Bankası önderliğinde ilk olarak Başak Sigorta adıyla kurulan Başak Hayat ve Başak Emeklilik, 2006 yılında Avrupa’nın 100 yılı aşan deneyimi ile güçlü sigorta şirketlerinden Groupama tarafından satın alındı. 2008 yılında Türkiye’nin yine köklü sigorta şirketlerinden Güven Sigorta ve Güven Hayat Sigorta’yı da satın alan Groupama, 2009 yılının Eylül ayında Başak Sigorta ve Güven markalarını ana marka çatısı altında topladı. Faaliyetlerini bu tarihten itibaren Groupama Sigorta A.Ş. ve Groupama Emeklilik A.Ş. olarak sürdürmeye başladı. Böylece Türkiye’nin iki güçlü markasının birleşmesiyle yeni bir marka doğdu: Groupama Sigorta.
Groupama Sigorta, İstanbul’da Genel Müdürlüğü ve Merkez, Kadıköy, Bakırköy Bölge Müdürlükleri, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana ve Trabzon’daki Bölge Müdürlükleri, Kıbrıs’taki Şube Müdürlüğü; Groupama Emeklilik ise İstanbul’daki Genel Müdürlüğü, Ankara, İzmir, Bursa, Adana Bölge Müdürlükleri ve geniş acente ağıyla hizmet veriyor.
Türkiye’de elementer sigortacılık alanında üçüncü, hayat ve emeklilikte ise ilk sıralarda yer alan Groupama, aynı zamanda Türkiye’deki en büyük dağıtım kanalına sahip. Sigortacılık faaliyetleri yapan 2.000 tane özel acente, 1.900 tane tarım kredi kooperatifi ve 1.500’e yakın banka şubesi Groupama’nın acentesi olarak hizmet veriyor. Kuruluşun bünyesinde, 1000’e yakın çalışanı bulunuyor.
Groupama Talep ve Proje Yönetimi Müdürü Haydar Albayrak, prensip olarak BT anlayışlarının, olabilecek tüm BT süreçlerini dış kaynak yardımıyla yürütmek olduğunu belirtiyor. Dış kaynak kullanımına, düşük maliyetlerle en yeni teknolojilere geçiş kolaylıkları nedeniyle sıcak baktıklarını belirten Albayrak, bunun stratejik bir yaklaşım olduğunu vurguluyor:
“Yani biz, esas işimiz olan sigortacılığa odaklanmak istiyoruz. Bu nedenle de, sadece bilgi işlemde değil, olabilecek her konuda ‘outsourcing’ adı verilen dış kaynak kullanımına önem veriyoruz. Sistem yönetiminden internet hizmetlerine kadar pek çok konuda stratejik teknoloji ortaklarımız bulunuyor.”
Haydar Albayrak, Groupama sigorta olarak işe başladıklarında, bu kadar geniş bir dağıtım kanalı için mesajlaşma ihtiyaçlarının da gündeme geldiğini belirtiyor:
“Öncelikle, birlikte çalıştığımız 2000 özel sigorta acentesini ele aldık. Birbirinden farklı uzantılara sahip e-posta adresleriyle mesajlaşma alışkanlıkları geliştirmişlerdi.Güvenlik göz ardı edilen bir konuydu, çünkü herkesin bireysel olarak yararlanabildiği bazı bedava mesajlaşma hizmeti sağlayıcılarını kullanıyorlardı. Groupama’yı kurumsal olarak mesajlaşma ortamında da ifade edecek, güvenilir, yönetilebilir, yazışmaları, veri gönderimlerini kurumsal hafızada tutulabilecek bir yapıya ihtiyaç vardı.”
Albayrak, bu ihtiyacı da, dış kaynak kullanma stratejileri çerçevesinde değerlendirdiklerini vurguluyor:
“Bu ihtiyacı karşılamanın iki yolu bulunuyordu; ya kendi kaynaklarımızla, kendi bünyemizde bir mesajlaşma ortamı yaratacaktık ya da dış kaynak kullanımı ile bu sorunu çözecektik. Biz, her zamanki stratejik yaklaşımımızla, daha düşük maliyetli, daha pratik, daha verimli ve en son teknolojileri barındıran çözümü, yani dış kaynak kullanımını seçtik.”

Çözüm

Groupama, mesajlaşma projesini dış kaynak kullanımı ile yürütmeye ve işe 2.000 özel acentesi ile başlamaya karar verdi. Microsoft teknolojilerinin mesajlaşma alanındaki yaygın ve kolay kullanım özelliklerini güvenli kurumsal çözümleriyle birleştirmesi,teknoloji seçiminde Microsoft platformunu öne çıkardı. Bu doğrultuda, küresel bir kuruluş olan Microsoft çözüm ortağı Softcom Bilişim’den Hosted Exchange Serverhizmeti aldı.
Haydar Albayrak, İki ay gibi bir süredir hayata geçirilmiş olan Hosted MicrosoftExchange Server projesini, özel acentelerle başlattıklarını, çünkü bu çalışmayı bir çeşit pilot proje olarak değerlendirdiklerini söylüyor:
“Şu anda Özel acente tarafında 2.500 kullanıcı sayısına ulaştık ve bu sayı her geçen gün artıyor. Ancak projenin gelişimi sürecinde, toplamı 5.500’ü bulan diğer kanalları da devreye almak mümkün olacak. İçinde bulunduğumuz süreçte verimlilik analizi yapıyoruz ve hayata geçirilen mesajlaşma sisteminin acenteler tarafından istediğimiz kullanım noktalarına gelebilmesi için bu analizler doğrultusunda çeşitli iletişim stratejileri geliştirmeyi planlıyoruz. Sistem şu anda pek çok avantajlarla beraber, hızlı ve düzgün olarak çalışıyor. Şimdi sırada, hem iş tarafı hem de acentelerimizde bu sistemin kullanılırlığını artırmak var. Çünkü henüz, söz konusu 2 bin acentenin bazılarının bu mail sistemine hiç giriş çıkış yapmadığını görüyoruz. Niçin yapmadıklarını araştırıyoruz ve alışkanlıkların dönüşümü ve değişimi için yöntemler tasarlıyoruz.”
Haydar Albayrak, kullanıma açılan mesajlaşma sisteminin henüz çok yeni olduğunu ve kullanım oranlarının önümüzdeki dönemde alınacak önlemlerle de hızla artmasını beklediklerini, sonrasında diğer kanalları da devreye almayı planladıklarını söylüyor.
Eski yapıda söz konusu acenteler, halka açık kullanıma sahip, Hotmail vb gibi e-postaadresleri kullanıyordu. Bu kullanım alışkanlığının pek çok sakıncalara sahip olduğunu belirten Haydar Albayrak, e-postalarının güvenli ortamlarda hareket etmesini istediklerini ve halka açık mail sistemlerinden iş kayıtları göndermemeye gayret ettiklerini belirtiyor:
“Bir yazılım geliştirdik ve ana üretim sistemimizi bunun üzerinden yürütüyoruz. Buradan, faks ve otomatik e-postalar gidiyor. Ayda belki 20 binin üzerine çıkan bire-posta trafiği bu. Biz bu trafiğin halka açık adreslerden oluşan kısmından güvenliknedeniyle rahatsız durumdayız ve Softcom’dan aldığımız Hosted Exchange Serverhizmeti ile tüm acentelerimizdeki kullanıcıların kurumsal mesajlaşma kullanmasını arzu ediyoruz.”
Albayrak, artık yasal zorunlulukların da kurumsal çözümleri dayattığına dikkat çekiyor.
Çünkü yasalar gereği birtakım süreçlere müdahale ediliyor. Örneğin İnternet erişimlerinin loglarının tutulması, mail sisteminin kayıtları gibi… Dolayısıyla bu süreçlerin halka açık ortamlardan ziyade, ölçülebilir, takip edilebilir kurumsal ortamlarda olması gerekiyor. Yani, yasalar gereği artık acentelerin statik IP’leri olmak durumunda.
Haydar Albayrak, kısa sürede istediklere noktalara gelme konusunda bazı zorluklar olduğunu ama hiç değilse interaktif yöntemlerle birtakım adımlar atılabileceğine inandıklarını belirtiyor:
“Microsoft Exchange Server üzerinden acentelere verdiğimiz, doğrudan tüm ekosistemin kârlılığını, iş verimliliğini etkileyen hizmetlerimiz bulunuyor. Bildiğiniz gibi acenteler sigortalarını kredi kartı ile satarak sisteme giriş yapıyorlar ve bizim mail order sistemimiz, tarihi, zamanı geldiği zaman bankadan sorguluyor, provizyon alıyor veya alamıyor. Provizyon alınamayan kartların bir listesi, Exchange Server üzerinden her sabah acentenin posta kutusuna gönderiliyor. Groupama’dan bir liste geldiğini gören acente, nerede olursa olsun maillerini görebiliyor ve provizyon almadığı sigortalısını arayarak başka bir kart numarası alabiliyor. Yani kurumsal bir mesajlaşma sisteminin getirdiği avantajları bu tip bir uygulamada kullanabiliyor olmamız gerekiyor. Bunun içinde alışkanlıklarla savaşırken, bazı yaptırımlar getirmenin yollarını da araştıracağız.”

Faydalar

Basit, pratik, ekonomik
Haydar Albayrak, Softcom Bilişimden aldıkları Hosted Microsoft Exchange Sever hizmetinin, kendi bünyelerinde gerçekleştirme durumuna göre çok ekonomik, elektrik faturası öder gibi bir mantıkla sağlanan pratik bir çözüm olduğunu belirtiyor:
“Mesajlaşma ihtiyaçlarımız için gerekli hiçbir operasyonla uğraşmıyoruz. Lisans yatırımları yapmamız, yükseltme, güncelleştirme ve bakım maliyetlerine katlanmamız gerekmiyor. İşin uzmanı olan Softcom Bilişim, tüm dünyada edindiği deneyimle bu sorunları bizim için çözüyor. Üstelik sistemi istediğimiz an, istediğimiz kadar büyütmemiz mümkün. Bunun için Softcom’a bir talimat vermemiz yeterli.”
Güvenli, kurumsal ve geliştirilebilir sistem
Groupama, Hosted Exchange Server sayesinde, kurumsal ve güvenilir bir ortamda hızla büyütülebilecek bir mesajlaşma sistemine sahip oldu. Sanki aylık olarak bir elektrik ya da su faturası öder gibi sunulan hizmetin yeni hizmetlerle genişletilmesi de mümkün. Softcom Bilişim Genel Müdürü Timur Çataklı, gelecekte yeni ürünleri devreye alarak, hizmetlerin sağlayacağı faydaları artırabileceklerini ve bunun kuruluşa iş verimliliğini artıran bir yaklaşım kazandırabileceğini söylüyor:
“Mesajlaşmayı hayata geçirdik ve giderek büyüme kapasitesi olan bir hizmet sunduk. İleride, Microsoft’un kurumsal anında mesajlaşma çözümü OCS ürününü devreye sokabilir ve kurumlar içerisinde bütün konuşmaların loglarının tutulabildiği bir altyapı sunabiliriz.”
Yatırım yapmaya ve insan kaynağı ayırmaya gerek yok
Timur Çataklı, yatırımları müşteri yerine kendilerinin yaptığı ve bir kuruluş için tümihtiyaçların ayrıntılı olarak düşünüldüğü sistemin profilini de şöyle çiziyor:
“Şu anda Exchange Server üzerinde 2500’e yakın kullanıcı bulunuyor ve Groupama bünyesine yeni bayiler eklendikçe bu sayı daha da büyüyecek. Groupama bu yatırımı kendi içinde yapmak isteseydi, anti virüs ihtiyacından lisansihtiyaçların, güncelleştirme süreçlerine kadar pek çok konu için maliyetlerle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Üstelik tüm bu sürecin ayakta tutulması için ciddi bir insan kaynağına ihtiyaç duyacaktı. Başlangıç maliyetleri bile çok ciddi rakamlar tutuyor.”
Daima en yüksek yazılım ve donanım teknolojileri
Softcom Bilişim, sunduğu hosted servisler aracılığıyla Groupama’ya her zaman teknolojik ve donanım olarak en gelişmiş sunucu platformunu sunuyor:
“Türkiyeli mühendisler tarafından kurulmuş Kanada merkezli bir kuruluşuz. Dolayısıyla datacenter altyapımız Toronto’da bunuyor. Ancak verdiğimiz hizmetlerin gerektirdiği bağlantı hızları o kadar düşük ki Toronto’da ya da burada olmamız arasında hiç bir fark yok. Toronto’da bu işle gece gündüz uğraşan 40 kişilik bir operasyon ekibi var. Son olarak 600 bin dolarlık altyapı yatırımı yapıldı. Şimdi bütün bu saydıklarım dışında kuruluşlara kötü niyetli ataklar gelebiliyor, engellemek için yapılacak firewall yatırımlarını, gerekli tüm teknolojilerin hepsini, kullandıkça öde modeliyle tarafımızdan sağlanıyor. Kullandıkça öde modelinde kuruluş isterse 1000 kullanıcı ile başlar, gelecek ay 800’e düşürür, sonra 2000’e kolaylıkla çıkabilir. Koşullar ve ortam ne gerektiriyorsa hızla uygulamak mümkün. Hiçbir taahhütte bulunmadan aylık olarak sunulan servisler bunlar.”
5651 sayılı yasaya da uygun
Timur Çataklı, internet alanında yürürlüğe giren 5651 sayılı kanun doğrultusunda da bazı ereklilikler olduğunu ve bu gereklilikler dolayısıyla böyle bir sistemin avantajlar içerdiğini belirtiyor. “5651 sayılı yasaya göre bütün mesajlaşmaların loglarının tutulması, IP’lerin kayıt altına alınması, son altı ayın şifrelenerek kayıt altına alınması gibi gereklilikler, ciddi maliyetleri de beraberinde getiriyor,” diyen Çatak, Softcomaltyapısının, 5651 yasasına uygun şekilde oluşturulduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Biz bu gereklerin hepsini yerine getirdiğimiz gibi servislerimizi raporlama süreçleriyle destekliyoruz. Filtreleme imkânları sağlıyoruz.”
Haydar Albayrak ise bu noktada, gizlilik ilkesine de uygun çalışabildiği bilgisini veriyor: “Rakip şirketler bizim acentelerimize acentelik teklifi ya da işlerini tanıtan birtakım bilgiler gibi gönderilerde bulunabiliyor. Bunu, bu sistem sayesinde çok rahatlıkla engelleyebiliyoruz. Belli bir domain üzerinden gelen mesajları engelleyebiliyor ya da o domain üzerinden gelen mesajları bizim belirteceğimiz adrese yönlendirebiliyoruz. Böylece rakiplerimizin kötü niyetli yaklaşımlarını engellemiş ve bundan haberdar edilmiş oluyoruz.”
Exchange arşivleme sistemi
Timur Çataklı, altı ay sonra bir acentenin e-postalarının kontrolü gerektiğindeExchange arşivleme servisinin de devreye girdiğini belirtiyor:
“Exchange arşivleme sistemini ek servis olarak sunuyoruz. Kişilerin tamamen sildiği e-postaları da isteğe bağlı olarak sunucularımızda aylık, yıllık, on yıllık olarak tutabiliyoruz. Groupama ile yaptığımız anlaşmada bu bilgileri bir ay tutuyoruz.”

Başarı Hikayesi–Groupama–Microsoft Hosted Exchange Server



Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.
Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1481'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.
Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.
1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir.
Türk olmayan takımları yenmek
Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır: "1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.
"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."
Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.
Kurucu Listeler
1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar:
1-Ali Sami Yen
2-Asım Sonumut
3-Emin Bülend Serdaroğlu
4-Celal İbrahim
5-B. Nikolof
6-Milo Bakiş
7-Pol Bakiş
8-Bekir Sıtkı Bircan
9-Tahsin Nahit
10-Reşat Şirvanizade
11-Hüseyin Hüsnü
12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu
13-Abidin Daver
1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle
gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen
2-Asım Sonumut
3-Emin Bülend Serdaroğlu
4-Celal İbrahim
5-Bekir Sıtkı Bircan
6-Reşat Şirvanizade
7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu
8-Abidin Daver.
Renklerin öyküsü
Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-lacivert renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den dinleyelim:
"Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.
GALATASARAY LOGOSUNUN DOĞUŞU
Galatasaray'ın ilk amblemi, 333 Şevki Ege tarafından çizildi. Bu, ağzında futbol topu olan kanatları gerili bir kartaldı. "Kartal", Galatasaraylıların üzerinde durduğu bir amblem örneğiydi. Ancak, kartal adı benimsenmeyince, Şevki Ege'nin kompozisyonu bir kenara itildi. Sonraları, Galatasaray amblemi doğdu ve benimsendi.
Suat Başar, Galatasaray ambleminin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor:
Yıl 1923… O yıl biz "cinquieme" da, yani lise 1'deydik. Arkadaşlarımızdan 74 Ayetullah Emin, sıra arkadaşı Şinasi (Şahingiray), ile birlikte her hafta "Kara kedi" %90 nispetinde Ayet'in inci gibi el yazısı ile yazılmıştır. Ayet, bir taraftan mecmuasının yazılarını temize çekerken, bir yandan da sahifelerini ve bilhassa kapak vazifesi gören ilk sahifesini süslerdi. Bir defasında bu kapakta hepimiz basit fakat zarif çizilmiş bir "Gayin-Sin" gördük. Kırmızı Gayın'ın içine sarı bir "Sin" oturtulmuştu. Hendesi çizgilerle ve muayyen ölçülerle resmedilmiş olan bu şekil, kulübümüzün, yalnız kulübün değil, bütün Galatasaraylılığın remzi olacaktı. Ama, her şeyden evvel bu şekli kulübün kongresine teklif etmek lazımdı. Bu teklifi kim yapacaktı? Tasarladığımız arkadaş çekingendi ve kongre günü yaklaşıyordu. Nihayet o gün geldi. 1923 yılında, bir gün mektebin resim sınıfında kalabalık bir kongre toplandı. Ne ateşli, ne heyecanlı bir kongreydi o. Kimler yoktu ki? Belli ki Galatasaray yeni hamlelere hazırlanıyor, spor sahasında yeni inkılaplar yapacak, memlekette yeni çığırlar açacak. Teklifler ve kararlar birbirini kovalıyor. Şinasi arkadaşımız Ayet'den "Gayin-Sin" resmini almış, kongreye teklif edecek, ama o da çekingen, arka sıralarda oturmuş bekliyor. Nihayet Şinasi'nin yanında oturan Dr. Namık (Canko) merhum, söz alıp ortaya çıktı ve:
Arkadaşlar, genç kardeşlerimizden Şinasi Reşit, kongremize bir rozet şekli getirmiş, kulübümüzün remzi ven rozetimizin şekli olarak kabul edilmesini teklif ederim, dedi. Büyük bir resim kağıdına çizilmiş ve renklerimizle boyanmış "Gayin-Sin" i ortaya çıkardı. Teklif alkışlar arasında ittifakla kabul olundu. Ayet, yalnız eski harflerle "Gayin-Sin" çizmekle kalmamış, aynı uslupla bir de "GS" yaratmıştı. Bunların asılları Ayet'in Şinasi'nin yardım ile çıkardığı haftalık el yazısı "Kara Kedi" mecmuasındadır. "Gayın-Sin" ilk defa 1925 de kurulan Galatasaray talebe sandığının hazırladığı mektup, kağıt ve zarflarına basıldı. Yine, 1925 de kabul edilen lise kasketine ve daha sonra lise ceketlerine işlendi. Bazı imkansızlıklar, rozetin yapılmasını geciktiriyordu. Nihayet bunu da sıra gelince, şekiller o zaman eski İpek sinemasının kapısındaki dükkanlardan birinde Besim Koşalay ile birlikte tuhafiye mağazası açan Nihat Bekdik'e verildi. Bir aksilik eseri bunlar kayboldu. O zamanki İdare Heyetinin bastırdığı matbualarda ve yaptırdığı rozetlerde Ayet'in eseri biraz şekil değiştirdi. GS nin yaratıcısı Ayet Emin'i 29 Eylül 1931 de toprağa verdik. Dr. Namık ağabeyimiz 1933 yılında aramızdan ayrıldı. Allah Şinasi Şahingiray arkadaşımıza uzun ömürler versin. GS yi gördükçe, her üçünü hatırlar, ebediyete tevdi ettiklerimizi rahmetle yadederim.
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ü "bir takım taraftarı" yapmak çabaları, tarihin gerçekleri karşısında her zaman hüsrana uğruyor.Ulusların yaşamında çok az sayıda kişi önder niteliğini kazanmış ve tüm ulusa mal olmuştur. Bu nitelikteki kişilerin kayıtlı belgeler olmadan sözel tanıklıklara dayanarak birtakım alanlarda tüm ulusun aidiyetinden koparılıp bazı camialara mal edilmesi yanlış bir tutumdur. Bu kişiler tarihsel özellikleriyle, kişiler, topluluklar, gruplar ve camialar üstüdür. Bunun tersini savunmak kişi ve camialara bir öncelik kazandırmayacağı gibi, toplumsal boyutta da onarılmaz yaralar açar. Bunun bilincinde olan gerçek önderler de, toplumun tümünü kucaklamayan ve kurucusu olmadıkları ya da arasında yer almadıkları oluşumlara katılma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Mustafa Kemal Atatürk bu özeni göstermemiz gereken kişilerin başında gelir.
Atatürk'ün Galatasaray camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1 Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır. Çok yakın bir tarihte yitirdiğimiz ve bugün örneğine pek rastlanmayan "duayen" gazeteci Metin Toker' in sözleriyle,
"Hiçbir lise Atatürk'ten böyle bir ilgi görmemiştir...Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi' değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin kilometre taşlarından biri olmuştur. Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise sayılamaz."
Evrensel bir sevgi
Galatasaray camiasının Atatürk'e karşı duyduğu sevginin evrenselliği 956 okul numaralı Celalettin Som' un satırlarında çarpıcı bir biçimde dile gelir: "Galatasaray Lisesi 7. sınıftaydım. Sınıf, müdür merdiveni karşısında, ön avluya bakan, müdür odasından sonraki ilk sınıftı. Beyoğlu Caddesi'nin bütün gürültüsü duyulurdu. İlk dersimiz Fransızcaydı. Hocamız Monsieur M. Journé anlatıyordu...Birden bütün sesler sustu...Koyu sessizlikte mektebin önünde virajı alan tramvayın acı çığlık sesine benzeyen demir tekerleklerin raylara sürtünmesinden çıkan ses kulaklarımızda çınladı...M. Journé ders anlatmayı kesmiş, başını elleri arasına almış ağlıyordu!..Tarih 10 Kasım 1938 saat 9'u 5 geçiyordu...ATATÜRK vefat etmişti." İşte o günlerde evrensel ve toplumlar üstü bir devlet adamına karşı duyulan evrensel sevgi budur.
Galatasaray Lisesi'ni İlk Ziyareti
1930 yılında dünyanın ve Türkiye'nin, siyasal ve toplumsal konjonktürü oldukça hareketlidir. Atatürk 18 Kasım'da bir yurt gezisine çıkar ve İstanbul'a döndükten sonra bazı okulları ziyaret ve teftiş eder. Devletin resmi yayın organı Ayın Tarihi mecmuası bu olayı şöyle anlatır (cilt 23-24, sayı 79-81, sayfa 6630-6631):
"3.12.1930; Reisicumhur Gazi Hz. saat ikide otomobille saraydan hareket ederek sıra ile Harp Akademisi, Mülkiye ve Harbiye Mekteplerini...buradan Galatasaray Lisesi'ni teşrif ettiler.(...) Galatasaray Lisesi'nde kütüphanenin hatıra defterini imzaladılar. Daha sonra müdür odasında bir müddet oturarak mektebin vaziyeti umumiyesi ve talebenin durumu hakkında konuştular. İmla, resim ve lisan derslerinde bulundular, mektep müdüründen uzun uzadıya izahat aldılar..."
Şimdi devlet arşivlerinden edinilen bu kuru ve nesnel bilgilerin yanına çağdaş yazınımızın öykücülüğünün ve tiyatro yazarlığının bir klasiği olan, benzersiz kurgu işçiliğinin yanı sıra edebiyatımıza 'humour' denilen ince alayı ve gözlem gücünü de kazandıran ve bir Galatasaraylı olan ustanın kalemine, Haldun Taner'in gözlemlerine başvuralım ve bu ziyareti bir kez de onun anlatısından dinleyelim:
Şarklıların Efsaneye Düşkünlüğü
"Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor: 'Ah bir bizim sınıfa girse.' Hocalar başka gûna: 'Allah vere bizimkine girmese.' (...) Atatürk'e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde: Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı başında insanlardan duymuştum: 'Bakılamıyor efendim,' diyorlardı. 'İmkânı yok gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor, çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.' Ben bunu duydum ya, şimdi korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu...Hepsi bu kadar. Ama çocukluk işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A, ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu.
Bu Gözlerden Hiçbir Şey Kaçmaz
Gerçi projektör, şimşek filan edebiyat ama, şunu söylemeli ki, bu bakış pek öyle herkesin bakışına da benzemiyordu. Bu gözler bir yere bakıyor ama baktığı şeyden çok daha gerileri çok daha derinleri görüyor gibi idiler. O gün, orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır(...) Atatürk mektepten ayrılmak üzere iken paydos trampeti çaldığından hepimiz bahçeye boşandık. Rahmetli, maiyetindeki mutat zevata bir şeyler söyledikten sonra talebe kalabalığının ortasına dalıverdi. O, tek başına, ortamızda, maiyetindeki zevat ise geride, çok geride, mektebin iki kanadı da açılmış cümle kapısına doğru yürümeğe başladık. Atatürk, yüzünü daha iyi görebilmek için yengeç gibi yampiri yampiri hatta gerisin geri yürüyen bir sürü çocuğun arasında, iki eli ceketinin iki yan cebinde, gururlu ve gülümser ilerliyordu. Büyük kapının önüne binlerce meraklı birikmişti. El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zaptediyorlardı. Karşı apartmanların her bir penceresinde ben diyeyim, on, siz deyin yirmi baş. Atatürk görününce bir alkış koptu. Aklımıza gelmiş gibi biz de onlara uyduk. Atatürk bu alkışlar arasında otomobiline bindi (...) Akşam, etütte yoklama yapılınca, o kargaşalıkta iki açıkgöz arkadaşımızın neharilere karışıp mektepten kaçtıkları anlaşıldı. Geçmiş zaman, kendilerine idarece bir ceza verildi mi idi, pek hatırlamıyorum. Galiba, bu tarihi günün yüzüsuyu hürmetine, Beyoğlu'nda sürtüp durdukları yanlarına kâr kaldı idi. E, artık o kadar da olmasın mı?"
İkinci Ziyaret
Mustafa Kemal, 28 Ocak 1932 Perşembe günü Beyoğlu'nda otomobille çıktığı bir gezinti sırasında saat 16'da Galatasaray Lisesi'ni ikinci kez ziyaret ederek onurlandırmıştır. Lisedeki tarihi Tevfik Fikret salonunda verilen bir müsamereyi izlemiş ve oyunda rol alan öğrencilere övgüler yöneltmiştir. Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı" adlı yapıtında bu ziyaret hakkında bilgi verilmektedir.
Üçüncü Ziyaret
Atatürk'ün Galatasaray Lisesi'ne üçüncü gelişinin tarihi 1 Temmuz 1933'tür. Gazi bu gelişinde öğrencilerin Tarih-Coğrafya-Yurt Bilgisi grubundan geçirdikleri orta mektep bakalorya sınavlarına bizzat katılmış ve çeşitli sorular sormuştur. Maiyetiyle (Riyaseticümhur Katibi Hikmet (Bayur), Başyaver Celal, Yaver Şükrü ve Cevdet Beyler ve Muallim Afet Hanım) Lise'ye gelen Atatürk talebenin alkışları arasında Müdürlük odasına çıkmış, burada müdür Tevfik Bey ve öğretmenlerle okul hakkında görüştükten sonra doğruca imtahan odasına girmiştir.
İlhan E. Postacıoğlu'nun anılarından Gazi'nin imtahan odasına girdiğinde sınavdaki öğrencinin Bandırmalı Ahmet olduğunu öğreniyoruz. Ardından Serbest Fırka'nın kurucusu Fethi Okyar'ın oğlu Osman (Okyar) sınav odasına alınır. Sınavdan çıkan Osman Okyar'a Atatürk tarafından babasına selam söylendiği öğrenciler arasında hızla yayılır ve büyük bir memnuniyet uyandırır. Atatürk'ün Galatasaray Lisesi öğrencilerine yönelttiği bazı sorular şunlardır: Atilla'nın Romalılar'la ilk harbi; Sevr muahedesiyle, Lozan muahedesi arasında ne gibi farklar vardır?; Eti medeniyeti; Devletçiliğin ve fertçiliğin mukayesesi; Şimendifer siyasetimiz; Malazgirt Meydan Muharebesi; Din ve laiklik üzerine sorular; İspanya yarımadası; Mudanya Mütarekesi; Bizanslılarla Türklerin ilk temasları; Referandum ve halk oylaması vb. Sınavlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş ve Atatürk Galatasaray Lisesi'nden memnun kalarak ayrılmıştır. Dönemin okul müdürü olan Tevfik Ararat o günün izlenimlerini şu sözlerle anlatır:
"1 Temmuz 1933, Galatasaray Lisesi'nin yaşadığı en büyük gündür; o gün Gazi Hazretleri, müessemizde beş saat bir çeyrek saat kalmışlar, ve birinci devre Tarih-Coğrafya-Yurtbilgisi mezuniyet imtahanlarına giren talebemizden dokuzunu imtahan etmek lütfunda bulunmuşlardır. Galatasaray Lisesi, bundan sonra, o unutulmaz günü her sene anmak ve tekrar yaşamak için aynı devrenin aynı imtihanlarını daima aynı güne koyacaktır."
Bu yazı, "Dünden Bugüne Galatasaray" (Hazırlayanlar: Vefa O. Semenderoğlu-Osman Tamburacı), "Atatürk Önünde Tarih Bakaloryası" (İlhan E. Postacıoğlu), "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu; Ayışığında Çalışkur" (Haldun Taner), "Atatürk ve Galatasaray" (Galatasaray'ın 500. Yıldönümünü Kutlama Komitesi), "Galatasaray Tarihine Ait Belgeler:I (1868-1933) (Orhan Koloğlu) başlıklı kitap ve belgelerden Metin Pınar tarafından derlenmiştir.
Türkiye'nin Avrupa'da kupa kazanan İLK ve TEK futbol takımı GALATASARAY
Dünya sıralamasında 1. sıraya yükselen İLK Türk Takımı.
Devlet üstün hizmet madalyası alan İLK Takım
UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk Takımı
Üç yıldızı alan İLK takım
Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa'yı temsil eden İLK ve TEK Türk Takımı
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e yükselen İLK Türk Takımı
Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Yarı Final oynayan İLK ve TEK Türk takımı
İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK Türk Takımı (1908-1909)
Yurt dışında galibiyet alan İLK Türk Takımı (1911)
Yurt dışında maç yapan İLK Türk Takımı (1911)
Şampiyonlar Ligi'ne katılan İLK Türk Takımı
Avrupa'da, UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK Takım
Balkanlar'da UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK Takım
Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk Takımı (20 kez)
UEFA Kupası'nı kazanan İLK ve TEK Türk Takımı
Süper Kupa'yı kazanan İlk ve Tek Türk Takımı
İnternet sitesine sahip İLK Türk Takımı
Bir İspanyol takımını deplasmanda yenen İLK Türk Takımı (Real Mallorca - Galatasaray: 1-4)
Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk Takımı (Milan ve Bologna)
Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk Takımı (Leeds United ve Arsenal)
Türkiye 1. Ligi'ni namağlup bitiren İLK Takım (1985-86)
Profesyonel ligde EN fazla aralıksız şampiyon olan Takım (4 kez üst üste)
Profesyonel ligde yerli hocayla EN çok şampiyon olan Takım (8 kez)
EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolculara sahip olan Takım (Hakan Şükür ve Bülent Korkmaz 8 kez, Suat Kaya ve Arif Erdem 7 kez)
Bir sezonda EN fazla Avrupa kupası maçı yapan Takım (17 maç)
Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'ne EN fazla katılan Takım (10 kez)
Türkiye Kupası'nı EN fazla kazanan Takım (14 kez)
Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı EN fazla kazanan Takım (10 kez)
Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan Takım (17 maç 34 puan)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan Türk Takımı (9 kez)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan Türk Takımı (29 gol)
Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen Takım (40 kez)
Bir sezonda EN fazla maç yapan Takım (58 kez)
Avrupa kupalarında EN çok tur atlayan TEK Türk Takımı
Avrupa kupalarında EN fazla maç yapan TEK Türk Takımı (17 maç)
Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan Takım (1962-1963 sezonu 105 gol)
Avrupa kupalarında EN çok gol atan Türk Takımı

Galatasaray

Popüler kanının aksine, şimdi Gatorade olarak bilinen spor içeceğini yaratan Florida Üniversitesi değildir. FSU futbol takımının doktoru Dr. R.A. Johnson "Seminole Firewater" adlı spor içeceğini 1962’den itibaren üretmeye başlamıştı. Dr. Johnson şeker ve limon aromasını elektrolitlerle (tuzlar) karıştırarak oyuncularının su kaybını ve kramplarını önlemeye yardımcı olmuştur. 1964’de yıllık spor fizisyenlerinin ve atletik antrenörlerinin Tallahasse, Fl.’de yapılan Seminar of Collegiate’inde Florida Üniversitesi’nden bir temsilci tuz ve potasyumun atletlerin su seviyesini daha iyi koruduğunu çünkü vücuda terle kaybedilenleri geri verdiği keşfini öğrendi. Gainesville’e geri dönüp, UF futbol oyuncuları üzerinde denedikten sonra “Gatorade” adı kondu. Florida Üniversitesi, Dr. Johnson’ın kamuyla serbestçe ücretsiz paylaştığı içecek için 1967’de sertifikalı patent talep etti.

“Gatorade” olarak bilinen popüler spor içeceği her zaman Florida Üniversitesi ile ilişkilendirecek olsa da gerçek kredi Florida Eyalet Üniversitesi’nden Dr. R.A. Johnson’a aittir.

Gatorade


5 Şubat 2001 yılında yayın hayatına başlayan GittiGidiyor, 1.2 milyondan fazla kayıtlı kullanıcısı, 380.000'den fazla günlük ziyaretçisi ve 500.000'e yakın günlük satış fırsatlarıyla Türkiye'nin en büyük elektronik ticaret platformudur.

GittiGidiyor, birbirini tanımayan internet kullanıcılarının, keyifli ve güvenli bir şekilde alışveriş yapabilmelerini sağlayan, Güvenli Ticaret Ödeme hizmetini 2001 yılında icat etmiştir. "Güvenli Ticaret" sayesinde Türkiye'de bireyler arası ticaret alışkanlığı gelişmiş ve 3 milyonun üzerinde satış işlemi problemsiz olarak gerçekleşmiştir.

Sitede her gün, cep telefonu, fotoğraf makinesi, bilgisayar, giyim ve mücevher ürünlerinden, para, pul, plak, tesbih, eski kitap ve dergi benzeri koleksiyon malzemelerine kadar, 500.000'e yakın ilginç ürün satışa sunulmaktadır.

50 bine yakın tekil satıcı, GittiGidiyor'un yüksek teknolojik altyapısı, farklı satıcı profillerine göre tasarlanmış hizmet çeşitleri ve yoğun tanıtım faaliyetleri sayesinde Türkiye'nin dört bir köşesinde yaşayan yüz binlerce alıcıya 7 gün 24 saat kesintisiz ulaşmaktadır.

GittiGidiyor, Türkiye İnternet sektörünün gelişiminde de önemli bir misyon üstlenmiştir. Sektörün lider firmalarından birisi olarak, İş Ortaklığı programına üye 2500'e yakın internet sitesine her ay aktardığı önemli reklam bütçesi ile Türk internetinin finansmanına büyük katkıda bulunmaktadır.

GittiGidiyor ayrıca, AR-GE konusuna yaptığı yatırımlarla da yeni teknolojilerin ve iş modellerinin geniş kitlelerce kabul görmesini sağlamıştır. Güvenli Ticaret Ödeme Sistemi (Şubat 2001), tıklama başına para ödemek yoluyla iş ortaklığı programı (Ağustos 2005), ulusal televizyonlarda geniş erişimli reklam kampanyaları (Kasım 2005) benzeri, sektör açısından önem arz eden yaratıcı uygulamalar ilk GittiGidiyor tarafından yapılmıştır. GittiGidiyor'un yönetim kadrosu 3 yönetici ortaktan oluşmaktadır: Serkan Borançılı, Burak Divanlıoğlu ve Tolga Kabataş.

Gitti Gidiyor

Geriye bakınca, The Goodyear Tire & Rubber Şirketi’nin 1898’de kuruluşu, başlangıç uğurlu olmaktan başka herşeye benzediği için özellikle kayda değerdi. 38 yaşındaki kurucu Frank Seiberling şirketin ilk tesisisini $3,500’lık bir peşinatla – kayınbiraderinden aldığı borç parayla, satın almıştır. Sektörün candamarı olan lastik ve pamuk dört tarafı karayla kuşatılmış ve sınırlı trenyolu bağlantısı olan şehre dünyanın öbür ucundan transfer edilmek zorundaydı. Şirketin anısına adını aldığı Charles Goodyear bile uzun ve cesur aramalardan sonra bulduğu vulkanizasyona rağmen 30 yıl önce beş parasız ölmüştü.


Yine de zamanlama daha iyi olamazdı. 1890’ların bisiklet çılgınlığı patlamaktaydı. Bazılarının otomobil olarak adlandırdığı, atsız araba, geniş bir rekabet alanı sunmaktaydı. 1893’ün krizi bile yokolmaya başlamıştı. Böylece 29 Ağustos 1898’de, Goodyear $100,000 sermaye ile kuruldu.


$30,000’lık hisse satın alan David Hill şirketin ilk başkanı oldu. Yine de şirketin adını seçen ve şirketin geçmişiyle sembolik bir bağ kuran ve halen Goodyear imzasının bir parçası olan belirgin kanatlı-ayak ticari markasını seçen, dinamik ve vizyon sahibi kurucu, yönlendirici Frank Seiberling oldu. Efsanevi ilk yıllarla ilgili başka bir şey daha Goodyear’ın tarihiyle devam etmektedir. Anlaşılması zor ve elle tutulmayan ama çok gerçek olan bir şey. İnsanlar hakkında bir şey. Frank Seiberling gibi 1898’de aileye-ait malları nakite çevirmeye çalışıp, sonunda hayatta bir kez ele geçecek fırsatla –kelepir olarak- ileride Goodyear olacak yedi hektar arsayı alan insanlar hakkında. George Stadelman gibi kalabalıklardan kaçan ve hiç konuşma yapmamış olmakla beraber Goodyear’ın satışlarını kritik bir 20 yıl boyunca yönetecek bir bütünlük ve öngörüsü olan insanlar hakkında. Paul Litchfield gibi ikna kabiliyeti ve liderliği neredeyse altmış yıl boyunca Goodyear’ın gelişimine ilham verecek insanlar hakkında.


Goodyear’ın üretimi 21 Kasım 1898’de sadece 13 işçiyle, bisiklet ve at arabası lastikleri, atnalı tabanları ve – Seiberling’in oynadığı kumara uygun olarak poker fişleri ürün grubuyla başladı. İlk bordroların toplamı günde 10 saat çalışmaya karşılık saat ücreti 13 ile 25 cent arası değişen maaşlarla $217.86 tuttu. İlk tam operasyonel ayın satışları $8,246 olarak gerçekleşti. 1898’deki ilk bisiklet lastiğinden beri Goodyear 1916 yılında edindiği "Diğerlerinden daha fazla kişi Goodyear lastikleri üzerinde seyahat ediyor," sloganıyla kazandığı ünvan olan dünyanın en büyük lastik şirketi olmak için pedal çevirmiş, 1926’da dünyanın en büyük kauçuk şirketi olmuştur.



Goodyear


THE GREEN PARK HOTELS & RESORTS


Dinamik ve yenilikçi Üstündağ Grup, her zaman ilkleri başarmayı hedeflemiştir. Otomotiv, aydınlatma, inşaat ve turizm gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren grup, turizm sektöründe The Green Park Hotels & Resorts ismiyle hizmet vermektedir.


Yönetim Kurulu Başkanı Adil Üstündağ’ın 1974 yılında otomotiv sektöründe kurduğu firma ile grubun ilk temelleri atıldı. Sanayiden turizm sektörüne doğru genişleyen grup, başarı ivmesini turizme yaptığı önemli yatırımlar sayesinde hızlandırdı.


Zincirin ilk halkası The Green Park Hotel Taksim 1995 yılında hizmete açıldı. 2001 yılında ise Atatürk Havalimanı’na en yakın 5 yıldızlı otel The Green Park Hotel Merter, yerli ve yabancı turizme hizmet vermeye başladı. Grup, 2003 yılında İstanbul Anadolu Yakası’nın ilk ve uzun süreler tek olmayı sürdüren 5 yıldızlı oteli The Green Park Hotel Bostancı’yı açtı. The Green Park Resort Kartepe ise 2004’te turizme hizmet vermeye başladı. Türkiye’nin yeni kayak merkezi Kartepe, yılın kış aylarında kayak ve snowboard, yaz aylarında ise futbol ve adrenalin sporları tutkunları için en cazip en cazip adres konumundadır. Şirket toplantıları ve seminerler için de profesyonel organizasyonlar sunmaktadır. Üstündağ Grup 4 mevim hizmet veren Kartepe’den sonra Pendik sahilinde hizmet verecek olan The Green Park Pendik Hotel & Convention Center ‘ın inşaatına başladı. 2010 yılının ilk çeyreğinde misafirlerini ağırlamaya başlayacak otel İstanbul’un en çok toplantı salonuna sahip oteli olacak. Üstündağ Grup yeni projelerine, Ankara’da Çankaya ilçesinde ve İstanbul’da Eyüp’te inşaatları başlayacak olan yeni 5 yıldızlı otelleri ile devam ediyor.


THE GREEN PARK HOTEL TAKSİM…


İstanbul’un kalbi olarak kabul edilen Taksim’in oteller bölgesi Talimhane’de yer alan otel tarihle iç içe, iş ve alışveriş merkezlerinin ortasında yer alıyor. Ulaşılması çok kolay olan The Green Park Taksim, Taksim Meydanı'na 100 metre, Yeşilköy Havalimanı'na 18 km. mesafede bulunuyor.


Zincirinin ilk halkası olan The Green Park Hotel Taksim, 1995 yılında hizmete açılmıştır. İstanbul'u kuşbakışı gören muhteşem bir manzaraya sahip olan otel, 170 standart oda, 1 royal suit, 6 suit ve 2 engelli odası olmak üzere toplam 179 oda ve 356 yatak kapasitesine sahiptir. En son teknoloji ile donatılmış çok amaçlı 6 adet toplantı salonu, genellikle konferans, seminer kokteyl gibi değişik organizasyonlar için tercih edilmektedir.


THE GREEN PARK HOTEL MERTER…


İstanbul’un tekstil dünyasının kalbi Merter semtinde geniş bir bahçe içinde bulunan The Green Park Hotel Merter, Atatürk Havalimanı'na ve fuar merkezlerine yakınlığıyla da dikkat çekmektedir.


5 yıldızlı otel, 133 standart oda, 1 kral dairesi, 2 suit, 2 bağlantılı oda ve 2 engelli oda olmak üzere toplam 140 oda ve 280 yatak kapasitesine sahiptir. Otelin Sağlık Kulübü 2 bin 400 m2'lik bir alanda yer alan Türk Hamamı, sauna, jakuzi, buhar banyosu, masaj salonları, açık ve kapalı havuzlarından oluşmaktadır. En son teknolojik cihazlarla donatılmış 1 adet balo salonu, 4 adet toplantı salonu bulunan The Green Park Merter, çok amaçlı olarak da kullanılabiliyor. Salonlarda 25 kişiden 1.300 kişiye kadar konuk ağırlanabiliyor.


THE GREEN PARK HOTEL BOSTANCI…


Eşsiz adalar manzarasının yanı sıra, renkli gece yaşantısıyla dikkat çeken ve Bağdat Caddesi ile ünlü Bostancı’da yer alan The Green Park Hotel Bostancı, Anadolu yakasının ilk 5 yıldızlı oteli olma özelliğini taşımaktadır. Gebze, İzmit, Dudulu Organize sanayi bölgelerine ve Sabiha Gökçen Havalimanı’na yakınlığıyla da dikkat çekmektedir.


180 standart oda, 8 executive oda, 4 executive suit, 2 corner suit, 2 engelli odası olmak üzere toplam 196 oda ve 392 yatak kapasitesine sahiptir. Kongre, genel kurul, eğitim, düğün ve özel yemekler gibi organizasyonların sergilendiği 1 balo ve 17 adet toplantı salonuna sahiptir.


Türk Hamamı, sauna, jakuzi, buhar banyosu, masaj salonları ve ısıtmalı açık havuzu ile konuklarına hizmette bulunan otelin Sağlık&Spor Kulübünde her türlü spor aktivitesi için uygundur.


THE GREEN PARK RESORT KARTEPE…


Muhteşem samanlı Dağları’nın zirvesinde yer alan, The Green Park Resort Kartepe, bir tarafta Sapanca Gölü, diğer yanda İzmit Körfezi manzarası ile İstanbul’a sadece 1 saat mesafededir. Kış aylarında kayak ve snowboard, yaz aylarında ise futbol ve adrenalin tutkunları için en cazip adres konumundaki otelimiz, şirket toplantıları ve seminerleri için de profesyonel organizasyonlar sunmaktadır. İstanbul Çevre Konseyi Konfederasyonu tarafından Çevre Ödülü’ne layık görülen otelimizde, doğal hayata ve çevreye gösterdiğimiz özeni, 1700m. Yüksekliğe doğalgaz hattı döşeyerek ve 10.000 fidan dikerek gösterdik.


3.500.000m2 alana sahip Kartepe’deki tek tesisi olan The Green Park Resort Kartepe, 2 suit, 2 bağlantılı oda olmak üzere toplam 250 oda ve 50 dağ evine sahiptir. Düğün, şirket toplantıları ve seminerler gibi çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapan otelin, 1 adet balo salonu ve 9 adet toplantı salonu bulunmaktadır. 14 adet kayak pistinin bulunduğu tesiste, 1000m2 alana kurulu özel kayak kiralama odası en son teknolojik sistem ile donatılmıştır. Kayak ve snowboard haricinde bilardo, masa tenisi, binicilik kulübü, dağ bisikleti, voleybol, basketbol, futbol, paintball, ATV safari turları, trekking, tenis, sağlık kulübü, kapalı havuz ve daha birçok aktivite organizasyonlarının bulunması, misafirlerin 4 mevsim spor yaparak hoş vakit geçirmesine olanak sağlamaktadır.


PENDİK HOTEL & CONVENTION CENTER…


Kentsel dönüşüm planının uygulandığı ilçelerin ilki olan Pendik, yeni vizyon projeleriyle İstanbul’un parlayan yıldızı haline gelmiştir. Hem karayolu ve demiryolu ile hem de havayolu ve denizyolu ile ulaşımın sağlanabildiği tek yerleşim birimi olan ilçede marina, yeni spor alanları ve alışveriş merkezleri gibi birçok sosyal ve yaşam projeleri hızla hayata geçirilmektedir. Anadolu istikametinden gelindiğinde İstanbul’un giriş kapısı olarak adlandırılan, sanayi ve ticaret merkezlerinin yükselen değeri, Pendik’in kongre turizmindeki boşluğunu doldurmak üzere planlanan The Green Park Pendik Hotel & Convention Center; Pendik Feribot İskelesine 500m., Bostancı Feribot İskelesine 15km., Sabiha Gökçen Havalimanı’na 7km., İstanbul Park Formula1 pistine 8km., mesafede yer almaktadır. Tuzla Tersaneler Bölgesine, Gebze ve Dudullu Organize Sanayi Bölgelerine çok yakın mesafededir. Arzu edildiği takdirde kış mevsiminde kayak ve snowboard, yaz mevsiminde ise doğa sporlarından faydalanabilmek için The Green Park Resort Kartepe’ye sadece 1 saat içinde ulaşılmaktadır.


Muhteşem deniz manzaralı 2 kral dairesi, 18 connection superior oda, 24 delux oda, 44 junior suit ve 4 engelli odası olmak üzere toplam 638 oda ve 1280 yatak kapasitesine sahip olan otelde wellness ve SPA alanları, açık/kapalı havuzları, güzellik merkezi, Türk Hamamları, Fitness ve sauna alanları da oldukça dikkat çekmektedir.


Kongre turizmindeki boşluğu dolduracak olan The Green Park Pendik Hotel & Convention Center, 38 adet toplantı salonu, 3 balo salonu, 2200m2 fuaye alanı, 1800m2 fuar alanı ve 1350 kişilik oditoryumu ile Türkiye’nin en büyük kongre oteli olmayı hedeflemektedir. 9735m2 alan içersinde ışık alan, deniz manzaralı ve özel teraslı toplantı salonları, kahvaltı salonları ve restaurantlar kongre katılımcılarının hem zamanlarını iyi kullanabilmelerine hem de keyifli zaman geçirmelerine olanak sağlamak üzere tasarlanmıştır.







Green Park


Go Daddy aynı zamanda e-ticaretle ilgili yazılım ve hizmetler sunan bir İnternet tanım kümesi kayıt ve web barındırma şirketidir. Daha öncesinde Parsons Technology, Inc. adlı yazılım geliştirme şirketinin kurucusu Bob Parsons tarafından 1997 kurulan şirket, en büyük ICANN-yetkili kayıt şirketi olurken Network Solutions’ı kaydedilen toplam tanım kümesi sayısında geçebilen tek şirket olmuştur.

Go Daddy 2001’de CNET Editör'ün Seçimi ödülünü kazanmış ve Name Intelligence En Büyük Net Kazanım Ödülünü hem 2002 hem de 2003’de toplamda 5.büyük kayıt şirketinden 3.’lüğe atlayarak kazanmış sadece Network Solutions ve Tucows’u geriden takip etmiştir.

Wild West Tanım Kümelerinin yanısıra ikinci el markası Blue Razor’ı da içeren Go Daddy Grubu, şu anda dünyanın en büyük kayıt şirketidir.



Go Daddy


1881’de doğan, zanaatkarın oğlu Guccio Gucci, House of Gucci’yi 1906’da Floransa’da bir saraciye dükkanı olarak kurdu. Guccio'nun ilk yeteneği deri ürünlerdeki zanaatkarlığıydı. 1920’lerde binicilere deri çantalar satarak başladı ve müşterileri atlı ulaşımdan atsız arabalara terfi ettikçe lüks valizlerle ilerledi. 1938’de Guccio Gucci ilk perakende mağazasını Roma’da Via Condotti‘de açtı.

1947’de hemen fark edilebilen Gucci ikonu, bambu saplı deri çanta yaratıldı. 1950’lerde kırmızı çizgili örümcek ağlı ticari marka tanıtıldı, During the 1950’s the trademark red striped webbing is introduced, taken from its original form place on a saddle girth. Deri parçalı deri makosen gibi bu da bir amblem haline geldi.


Guccio Gucci klasiklerinin çoğunu 1950’lerin başında üretti; valiz, kravat, ayakkabı gibi ürünler ve bambu kulpa uygun meşhur el çantaları. 1953’te ölümünden sonra, ailesi Paris, Beverly Hills, Londra, Palm Beach, ve Tokyo’da mağazalar açarak müthiş başarılı şirketi yeni boyutlara taşıdı. 1960’lar Gucci İmparatorluğu’na artan şöhret getirsi. Grace Kelly, Peter Sellers ve Audrey Hepburn gibi Hollywood starları Gucci adını “şık” kelimesiyle eş anlamlı hale getirdi. Daha sonra “Jackie O” olarak tanınanacak Gucci omuz çantasıyla fotoğraflanınca Jackie Kennedy de buna yardımcı oldu. Şirket “GG” logosunu edindi.



Gucci

Google, “googol” sözcüğünün üzerinde oynanılmasıyla ortaya çıkmıştır. Edward Kasner adındaki Amerikalı matematikçinin yeğeni Milton Sorotta tarafından üretilmiş olan “googol” sözcüğü 1 ve onun ardından 100 sıfırın gelmesiyle oluşan rakamı belirten matematiksel bir terimdir. Google’ın bu terimi kullanması, şirketin web’deki ve dünyadaki bilgi selini organize etme misyonunu yansıtır.

Google